uçurumları sevenin, kanatları olmalı.















31 Mayıs 2010

sakın durma

Giderken o kadar emindin ki; Sanki hiçbir rüzgar seni bir daha geri getirmeyecek gibiydi. Kendi kendime sözler vermiştim. Hepsi de seninle ilgiliydi.
Yoktun artık hayatımda. Olmaman lazımdı. Eğer dönersen birgün bu ikimiz için olmayacaktı. 
Kabullenmiştim sensizliği. Sanki hiç hayatımda olmamışsın gibi.
Sonra bir gün;
doğum günümde...
Kapımı çaldın. Neden  ve hangi yüzle geldiğini soramadım bile. Uzun uzun baktım gözlerine; günah çıkarır gibi, senden nefret eder gibi ya da nefret etmeyi bile beceremez gibi...
Sarılmak istedim. Sen de istedin aslında. Kollarını uzatır gibi oldun, sonra sıktın kendini, dişlerini, tüm bedenini.
Bakışlarında acı vardı, pişmanlık vardı, aldatılmışlık ve en önemlisi terkedilmişlik vardı. Beni terk edenin sen olmasına rağmen; tüm bu saydıklarım senin gözlerindeydi. Sen giderken son kez elini tutup, "hoşçakal" demememin ızdırabı vardı. Bunu isteyemezdin, ben de yapamazdım zaten.
Gözlerin...
Seni ilk gördüğümde baktığım ilk yerdiler. Seni sevmeme vesile olan ve aynı şekilde senden nefret etmemi sağlayan gözlerin...
Acı bir tebessümle seni içeriye davet ettim. Kurabiyeleri yeni fırından çıkarmıştım, şanslıydın, her zamanki gibi.
Bensizken ne kadar acı çektiğin her hâlinden belli oluyordu. Dediğim gibi bakışlarından acı akıyordu. Gözlerime özür diler gibi bakıyordun.
Tam bir saat öylece baktın bana. Ben de sustum, konuşmadım. Gerçeği söylemek gerekirse; senin de konuşmanı hiç istemedim. Bensizken yaptıkların umrumda bile değildi. Benim neler yaşadığım ise seni ilgilendirmezdi.
Karşımda sessizce acı çekmen beni hüzünlendirse de yılların verdiği bir dayanıklılık vardı. Eskiden olsa dayanamaz affederdim seni. Ama; teşekkür ederim, sayende büyümeyi öğrendim. Sen de bu kadar sabırlı ve sessiz değildin eskiden:
- Beni affedemediğini kapıyı açtığında anlamıştım. dedin.
Yanılmıştım... Sessizliğinin bir sınırı olduğunu unutmuşum.

Nasıl affetmem seni! İnan gözlerim hergün, her saat şu penceredeydi. Bir gün gelirsen ne tepki veririm diye merak ediyordum. Ama gelmeyeceğinden  o kadar emindim ki!
Beni her zamanki gibi, yine hazırlıksız yakaladın.
- Benim seni affetmemem değil mesele. Sayende onca yılın boynu bükük kaldı. Şimdi... Lütfen gider misin, geri dönmemek üzere?
Neden sana karşı bu kadar sakindim. Normal bir zamanda, normal ilişkilere göre; benim sana vazo falan fırlatmam gerekiyordu.
Cevabını aldığında direkt ayağa kalkıp kapıya yöneldin. Sanki gidilmesi istenen sen değil de ben gibiydim. Öyle hissettirdin.
Bu anı ikinci kez yaşıyordum; İlki senin isteğinleydi. Şimdiki ise tamamen benim isteğim. Bütün ipler benim elimdeydi. Geri dönmen için ağzımdan çıkacak o iki kelimeye bakıyordun: "Seni seviyorum."
Ama yapamazdım.
Şimdi gidiyorsun...

Ardına baktığını görüyorum.
Sakın ha; sakın durma!
Alışkın değilim bilirsin, bana geri dönülmesine...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

diyorlar ki