Bir bankta oturuyorduk; öylece önümüzdeki küçük havuza bakarak. Sonra sen birşeyler anlatmaya başladın. İlişkimizden konuştun, hayallerinden konuştun, sıkıldığından konuştun... Birşeylerden artık sıkıldığını anlatıp duruyordun; sanki konumumdan ben çok memnunmuşum gibi...
Beni de sıkıyordun.
Ben bütün bunları dinlemek için mi seninle birlikteydim yani? Sana acıyıp, "hadi hayallerinin peşinden koş, ben ardından bakayım sana." demek için mi oradaydım?
Ayağa kalktın ve elimden tutup beni de kaldırdın. Yüz yüzeydik. İyice baktın gözlerimin içine. Sonra; "Buna mecburum." dedin. "Neye mecbursun?" diye sormama bile izin vermeden, susturdun beni ve devam ettin; "Gitmem gerek. Biliyorum her defasında GEREK diyorum, ama bu seferki gerçekten GEREKLİ. Seni sevdim, hem de çok sevdim. Ama elimden artık birşey gelmiyor. Yapamıyorum. Bitti. Ben bıraktım ipi çoktan. Senden de bunu istiyorum. Lütfen! İşi daha fazla zorlaştırma. Zaten buraya da bütün bunları söylemek için geldim."
"Ne bu şimdi? Neyin açıklaması?! Tek taraflı alınmış bir kararın mı? Hayır, buna izin veremem, vermem! Bu ilişkide benim de emeğim çok. Benim de fikirlerim önemli. Nasıl olur da YİNE böyle bir bencillikle karşıma çıkarsın, hangi cesaretle?"
"Ne cesaretinden bahsediyorsun sen? Yapamıyorum diyorum sana. Seninle olmuyor artık. Bıktım."
"Senden nefret ediyorum."
"Duymak istediğim şey de buydu, teşekkürler. Ve güle güle; Ömür boyu..."
İşte olan biten buydu. Bu cümlelerle terkettin beni.
Yine terkettin... Yine Sen bitirdin, ben baktım. Yine sen gittin, ben bekledim.
Yine sen Yine sen Hep sen...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
diyorlar ki